Yeryüzünde alimler gökteki yıldızlar gibidir.

12 Şubat 2019 Salı

Livaneli - Serenad Yorum ve İncelemesi

Merhaba arkadaşlar, bugün sanırım herkesin bildiği ve okuduğu, çoğunluğun beğendiği benim için soru işaretleri ile dolu olan Livaneli 'nin Serenad romanını sizler için yorumlaya çalışacağım. Kitaba 05.02.2019 tarihinde başladım, 11.02.2019 tarihinde bitirdim. Arada ki hafta sonunu çıkardığımda 5 gün içinde bitirdim. Günde 100 sayfa diyebilirim iş güçten, çocuktan kalan zamanda anca bu kadar arkadaşlar.

Livaneli - Serenad Konusu - Özeti

36 yaşında bir çocuk annesi ve dul olan İstanbul Üni. halk ilişkiler görevlisi Maya Duran 'ın yolları 87 yaşında ki Prof. Maximilian Wagler ile kesişince hayatı altüst olacaktır. Geçmiş, gelecek ile birleşecek. Geçmişin acıları tekrar yaşanacak. Maya bu öğrendiği bilgiler ile ne yapacak.


Livaneli - Serenad Yorum ve Eleştirilerim

Kitabımız toplam 481 sayfadır. Doğan Kitap tarafından basılmıştır. Kitabımız Türk Edebiyatı ve Roman kategorisindedir. Kitabı kitapyurdu 'n dan 24.50 TL 'ye karton kapaklı şekilde aldım.

Açıkçası Ömer Zülfü Livaneli 'nin ilk defa bir kitabını okuyorum. Bazılarınız '' ne! İlk defa mı! '' diyeceğinizden eminim. Romanlarını okumadığım, kendisinin konferanslarını, köşe yazılarını okumadığım anlamına gelmiyor. Tabi kendi açımdan Livaneli 'nin kitaplarını okumamamın, geçerli sebepleri bulunmakta. Bunların ilki aşırı melankolik, aşk ve romantik konulu romanları okumuyorum. Örneğin Canan Tan kitaplarını aşırı dramatik bulduğumdan okumuyorum. İkinci ve asıl sebebi yazarın siyasi görüşleri ve inançlarının romanlarına, yazılarını ve söylemlerine yansıması. Bunu da sanatı kullanarak okuyucularına aktarmaya çalışması hoşuma gitmediğinden kitaplarını okumuyorum. Ama çevremde Serenad 'ı okumayan bir tek ben kalınca ayrıca kitabın yorumlarında ağladım, muhteşemdi hatta kız çocuğum olursa adını Serenad koyacağım diyenleri görünce bende bu akıma kalıp kitabı okumaya karar verdim. Okudum ama ilk sayfalardan pişman olacakmışım gibi bir hisse kapıldım.

Bu hisse sebep olan cümlemiz '' Müslüman bir kadının içine yerleşmiş kölelik duygusu '' sebep olmuştur. İçimden '' dakika bir, gol bir '' dedim :) . Livaneli 'nin müslümanlıkla yada islamlamla olan hakaret içeren düşüncelerini, kitaptaki Maya karakteri ile dile getirmiş. İslamda kadın her zaman üstün tutulmuştur. Bu bilinen gerçekleri uzun uzun anlatmayacağım. Livaneli bunun gibi göndermeleri bir çok yerde yapıyor. Başka örnek Üniversitelere başörtüsü ile giren bayanları göstererek '' Eskiden Türkiye böyle değildi. Kızlar başörtüsü takmazdı '' diyor. Kitap boyunca özgürlüğü savunan kişi, burada bayanların Üniversitelere girerken, başörtülerinin zorla çıkarılmalarına söz söylemiyor ama başörtülü gelenlere laf söylüyor. Yorumu size bırakıyorum.

Livaneli 'yi yakından takip ediyorsanız, kendisi her platform da yurt içi olsun yurt dışı olsun fark etmeksizin ermeni soykırımını Türkiye 'nin kabul etmesini söyler. Bu hayalperest düşüncelerini kitabının her satırında okuyacaksınız. Mesela olayı '' Ermenilerin tehcir edildiğini, yolda çeteler tarafından soyulduklarını, öldürüldüklerini, kadınların memelerinin kesildiğini, kızların ırzına geçildiğini, kollarının kesildiğini '' diye anlatıyor. Bu iddiaların gerçek olmadığını zamanında TSK yalanladı. Yalanladı derken lafta değil, belgeleri ile. Değişim zamanında yola çıkan ermeni sayısı ile varış noktasına varan ermeni sayıları, yolda kaç kişi vefat ettiğini belgeleriyle açıkladı. Hatta Cumhurbaşkanı, Ermenistan 'a  '' ortak komisyon kuralım herkes arşivlerini açsın bakalım, kim haklı kim haksız '' diye öneride bulundu. Sonuç ne oldu dersiniz Ermenistan kabul etmedi. Aslında Ömer Zülfü 'nün kendisi de biliyor bu söylemlerinin gerçek olmadığını ama biliyorsunuz günümüzde Türkiye 'ye sallayan, ödüllere doymuyor ;) . Hadi bunları yazdın peki Ermeni çetelerinin, Türk halkına yaptıklarını neden yazmıyorsun. Hamile kadınların karınları deşilerek bebeklerinin çıkarıldığını, kalplerinin sökülerek pozlar verildiğini yazsana. Her iki cümlesinden birinin eşitlik, özgürlük nidaları olan kişinin tek taraflı yazması kafalarda soru işaretleri bırakıyor. İşte bu yüzden Livaneli 'nin kitaplarını okumuyordum.
Resim sallamasyon değil, gerçekler bunlar işte. Ermeni çetelerin Bitlis ve Muş 'ta yaptıkları.

Bunlarla bitse iyi kitabında Türkiye karşıtı ne varsa değinmiş maşallah.  '' Kürt sorunu '' diyerek cümlelere başlamalar. Laf sokmalar böyle devam ediyor kitabın gelişme kısmı arkadaşlar. Demiyor ki bu ülkede kürt sorunu yok. Kürtleri kullanılan PKK sorunu var. Bitti mi bitmedi! Livaneli bir tek erkekliğimize laf söylememiş diyordum ki, yanıldığımı anladım. Şöyle bir cümlesin de '' Türk erkekleri ezik, travmatik, saldırgan '' olarak tanımlıyor ve bunların sebebinin sünnet olduğunu iddia ediyor. Anladığım kadarıyla Türklük ile alakalı bazı sorunları var ve bunları aşamamış gibi. Gördüğünüz gibi kitaplarını okumamak için bir çok sebep var.

Kitabın hiç mi olumlu veya güzel yanı yok diyeceksiniz. Olmaz olur mu! Roman edebi açıdan kusursuz diyebilirim. İç içe geçmiş, birden fazla kişilerin hayatlarını güzel ve sade bir akıcılık ile kendini okutuyor. Maya, Profesör, Nadia, Ayşe, Mari ve diğer acı çekmiş kişileri bir ortak noktada birleştirmek ve bunları okuyucuya hissettirmeden yapmak büyük bir sanattır. Kitabı okurken sanki sizde oraymış hissine kapılacaksınız bundan emin olabilirsiniz. Max, Nadia için bestelediği ''Serenade für Nadia '' çalarken sizde o müziğin ritmine kapılacaksınız. Gözlerinizi kapattığınızda kulaklarınıza melodisi gelecek gibi hissedeceksiniz. Struma 'nın hikayesini anlatırken sizde o gemide aç kalmış, hasta olmuşsunuz ve max 'i güvertede beklerken bulabilirsiniz. Aynı zamanda bir Paul Valery 'e, bir Shakespeare, bir dante 'ye dokunuyor. Öyle güzel bir ahenk için bunları yapıyor ki harfler kelimelere, kelimeler cümlelere, cümleler satırlara dönüşüyor ve zaman akıp gidiyor. Bir bakmışsınız kitabın ilk 100 sayfası bitmiş ve devamı okumak için beyniniz devamlı sinyal gönderiyor.

Ayrıca kitap sayesinde bir çok konu hakkında işk defa bilgi sahibi oldum diyebilirim. Kendime bir kaç tane yeni araştırma konusu ve okuma listeme eklemek için kitap. Özellikle Mavi Alay ve Struma olaylarını araştıracağım.

------------------------ Buradan sonra spoiler var arkadaşlar ona göre devam edin ------------------------



Struma, Koç imparatorluğunun nasıl buralara geldiğinin resmi bir belgesi diyebiliriz. Struma gemisinden 3 kişi kurtulmuş. Saul Martin Segal adlı yolcu, sonradan Mobil Oil olacak, Standart Oil Company'nin Romanya Genel Müdürü. Eşi ve oğlu, ABD'nin devreye girmesi ve tabi ki Vehbi Koç'un sayesinde. Bunun karşılığında Almanya ile ticareti olan Vehbi KOÇ kara listelerden siliniyordu. O günden bugüne büyüyen imparatorluğun temelinin atıldığını öğreniyoruz.

Daha başka öğreneceğiniz bilgiler arasına Agatha Christie 'nin İstanbul da Pera Palasta bir roman yazdığını. Şuan vizyonda olan Çiçero filminin kitapta geçmesi. Hatta bu olayın Hollywood tarafından Five Fingers adı ile filme aldığını öğreneceksiniz. Adamlar bizim hikayeleri bizden daha önce filme alıyor. :)

Erich Auerbach Mimesis kitabını internette araştırıp hemen sipariş vermek isteyeceksiniz. Neyse ki Doğu Batı Mimesis adı altında bulabilirsiniz.

Max 'ın bestelediği Serenade für Nadia sözlerini arayacaksınız yada müziğini ama bunun gerçek olmadığını öğreneceksiniz. :)

Erich Auerbach,  Walter Benjamin 'e yazdığı mektupta Atatürk 'ten ve yaptığı inkılaplardan bahsetmesi tam araştırmalık.

Livaneli - Serenad Kitabından Alıntılar ve Sözler

  • Geçmişin hesapları, çekilmiş acılar, insan vahşetinin izleri gömülmeli.
  • Hepimiz içimizde, gizli, nazik davranışlarla üstü örtülen ama bir tehdit algıladığımız zaman hemen o keskin dişleriyle ortaya çıkan bir timsah taşıyoruz.
  • İstanbul vefasız bir sevgiliye benzen. Sana hep ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.
  • Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyenler insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama!
  • Bilgi ne garip bir şeydi. Şişede hapsedilmiş bir cin gibi yıllarca duruyor, senin gelip kapağını açacağın günü bekliyordu.
  • Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur; çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.  Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı, güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.

SONUÇ: Genel anlamda okunması gereklidir diye düşünüyorum. Bilgi birikiminizi arttıracak romanlardan birisi. Kitaba 10/8 veriyorum.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Kuralları:
-Reklam ve tanıtım içeren yorumlar yasaktır.
-Küfür ve hakaret içeren yorumlar yasaktır.
-Anahtar kelime ile yapılan yorumlar yasaktır.
-Sadece konu ile ilgili yorumlara cevap verilir.